Peygamber Efendimizin Hayatının Özeti

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) 571 yılında Mekke’de dünyaya teşrif etmiştir. Mekke’nin en büyük ailesi olan Kureyş kabilesinin Haşimoğulları soyundan gelmektedir. Babası Abdullah annesi ise Aminedir. Doğmadan önce babasını, 6 yaşına geldiğinde ise annesini kaybetmiştir. Bu sebeple henüz 6 yaşında çoğu şeyden habersiz yetim ve öksüz bir hayat onu beklemiştir. Gençlik döneminde doğruluğu, dürüstlüğü, akıllı ve olgun davranışları ile Mekke’de birçok kişinin takdirini toplamış ve insanlar arasında çok sevilen biri olmuştur. Bazılarının onu sevmemesinin en önemli nedeni ise putlara ilgi göstermemesi ve onlara tapmamasıdır. Mekke’de ona ‘’Muhammedül emin’’ denilmekteydi. Yani dürüst Muhammed anlamına gelirdi.

Mekke’de ticaret ile uğraşan ve Kureyş’in zengin ailelerinden biri olan Hz Hatice ile evlenmiş ve bir süre ticaret ile uğraşmaya devam etmişler. O dönemlerde Kabe’nin onarımı için anlaşamayan kabileler ortayı bulması adına Hz Muhammed’in yanına gitmişler bu durum gösteriyor ki Hz Muhammed ılımlı ve dürüst kararları ile daima haktan yana bir karar verecektir.

Tek tanrı inancına sahip olan Hz Muhammed belli dönemlerde Hira mağarasına giderek burada düşüncelere dalardı. 610 yılının Ramazan ayının 27. Gecesinde Cebrail ilk vahiyi indirmiştir. 40 yaşında olan Hz Muhammed peygamber ilan edilmiştir.

Kendisine peygamberlik indikten sonra çevresindekilere bunu anlatmak ve bu süreci insanlara inandırmak belki de hayatının en zor dönemleri olmuştur. Zira ona inanmayan ve onunla dalga geçen birçok Mekkeli olmuştur. Hz Muhammed’in peygamber olduğunu inana ilk Müslümanlar Hz. Hatice, Hz Ali, Hz Ebubekir ve Zeyd’dir.

Zamanla İslamiyet yayılmaya başlamış ve Hz Muhammed birçok sahabe ile mücadele vermeye başlamıştır. İslamiyet yayılmaya başladıkça Müslümanlara yapılan işkenceler de artmaya başlamış. Bunu gören Allah’ın peygamberi Müslümanların göç etmesini istemiştir. Kalanlar ise Mekkeli Müslümanlar ile her türlü iletişimlerini kesmişlerdir. Hz Muhammed Müslümanlığın ve İslamiyet’in yayılması adına Medine’de de büyük uğraşlar vermiştir. Özellikle hicret olayından sonra İslamiyet hızla yayılmaya başlamıştır. İslamiye uğruna yapılmış olan savaşlar ile on binlerce şehit verilmiş.

Hicret devam ederken hicretin onuncu yılında Hz Muhammed Mekke’ye hacca gitmiş ve burada yapmış olduğu konuşmaya ise Veda Hutbesi denilmiştir. Veda hutbesinde birçok konuya açıklık getiren Peygamberimiz tüm insanların kardeş olduğu vurgusunu yapmıştır. 8 Haziran 632 yılında Medine’de 63 yaşında hayata gözlerini yumarak ebediyete uğurlanmıştır.

Peygamber Efendimizin Hhayatı İzle

Peygamber Efendimizin Ölümü (Salih Suruç)

Efendimizin Müslümanlarla Helâlleşmesi Resûl-i Ekrem, hastalığının en şiddetli olduğu bir günde as-habıyla helâlleşmeyi arzu etti. Yine, bir taraftan Hz. Ali’ye, diğer taraftan da Fazl b. Abbas Hazretler-ine dayanarak güçlükle ayağa kalktı ve mescide gitti. Minbere çıkıp oturdu.Hz. BilâPe de (r.a.) şu emri verdi: “Halka nida et; mescide toplansınlar. Onlara vasiyet etmek isterim. Bu, benim son vasiyetim olacaktır!” Hz. Bilâl, emri yerine getirdi. Bir anda toplanan halkı, mes-cid almaz oldu. Resûl-i Kibriya Efendimiz, Allah’a hamd ve senadan sonra Ashab-ı Kiram’a şöyle hitab etti:

“Ey insanlar!.. Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır! Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun! Birinizin malını almışsam, gelsin, hakkını alsın! Sakın hak sahibi, şayet kısas talebinde bulunursam, ‘Resûlullah bana darılır.’ diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak, benim fıtratımda yoktur. Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir veyahut helâl edendir. Ben, Rabbimin huzuruna, üzerimde kul hakkı olmadan varmak istiyorum!”" Bir anda ortalığa hazin bir sükût çöktü. Resûl-i Ekrem Efendimiz, söz-lerini tekrarladı: “Ey insanlar!.. Kime vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vur-sun! Her kimin benden alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın!”" Cemaat içinden biri ayağa kalktı: “Yâ Resûlallah!.. Sizden üç dirhem alacağım var!”

Peygamber Efendimiz, “Ben bu hususta hiç kimseyi yalanlamam ve hiç kimseye ‘Yemin et.’ diye teklif de etmem; ancak, bu üç dirhemin zim-metime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim!” dedi. Adam, “Yâ Resûlallah!.. Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Bana, fakire üç dirhem vermemi emrettiniz. Ben de verdim. İşte, is-tediğim, bu üç dirhemdir!” dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Doğru söylüyorsun!” dedikten sonra, “Ey Fadl!.. Buna üç dirhem ver!” buyurdu.”

Peygamberimizin Son Namaz Kıldırışı

Hz. Ebû Bekir, Müslümanlara öğle namazını kıldırıyordu. Bu sırada Resûl-i Kibriya Efendimiz, bedeninde bir hafiflik hissetti. Hz. Abbas ile Hz. Ali’nin yardımıyla yavaş yavaş Mescid-i Şerife çıktı. Hz. Ebû Bekir, Fahr-i Âlem Efendimizin gelmekte olduğunu an-layınca, geri çekilmek istedi. Efendimiz, yerinde durması için işaret etti. Sonra Hz. Ebû Bekir’in yanına oturtulmasını emir buyurdu. Hz. Ebû Bekir’in sol tarafına götürüp oturttular. Hz. Ebû Bekir ayakta, oturmuş olan Efendimize tâbi oldu.” Resûl-i Kibriya Efendimizin Mescid-i Şerifte Müslümanlara kıldırdığı son namaz budur!

Hz. Cebrail ‘in, Hatırını Sormak İçin Gelişi Rebiülevvel ayının onu, Cumartesi günü idi. Peygamber Efendimizin hayatında, Hz. Ebû Bekir 17 vakit namazkıldırmıştır. Cenâb-ı Hakk tarafından Cebrail (a.s.) geldi, Resûl-i Kibriya Efendim-izin hâl ve hatırını sordu. “Ey Ahmed!..” dedi, “Yüce Allah, sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden çok daha iyi bildiği hâlde, sana, ‘Kendini nasıl buluyorsun?’ diye soruyor.” Rabb-i Rahîmine kavuşmanın hasretini yüreğinde duyan Fahr-i Kâin-at Efendimiz, “Ey Cebrail!.. Kendimi baygın ve sıkıntılı bir hâlde görüyorum!” diye cevap verdi.”

Vefatindan Bir Gun Evvel

Rebiülevvel ayının 11 ‘i, Pazar günü…Cin ve insin peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.), yatağında, şiddetli ateşler içinde idi. Etrafında Ezvacı Tâhirat vardı. Başucunda Hz. Âişe Validemiz oturuyordu. Bu sırada Hz. Üsame, ordugâhtan gelip Huzuru Saadetlerine girdi. Efendimiz, dalgın yatıyordu. Yerinden kımıldayacak hâli yoktu. Hz. Üsame, mübarek ellerini ve başlarını öptü. İçi hüzün ve keder doluydu. Azamî hürmet içinde Kâinatın Efendisinin karşısında ayakta durdu. Efendimiz ona bir şey söylemedi. Sâdece ellerini göğe kaldırdı ve onun üzerine sürdü. Ona dua ettiği anlaşıldı. Resûli Ekrem Efendimizin duasını alan Hz. Üsame, doğruca ordusunun başına döndü.

Hz. Cebrail ‘in İkinci Gelişi Rebiülevvel ayının 11 ‘i, Pazar günü…

Hz. Cebrail, yine hatırlarını sormak üzere geldi. Bu esnada Yemen’de peygamberlik dâva eden yalancı Esvedi Ansî’nin îdam olunduğunu haber verdi. Resûli Ekrem Efendimiz de bu haberi Ashabı Kiram’a bildirdi.

O Pazartesi Hayatında mühim hâdiselerin meydana geldiği pazartesi günü… Re-biülevvel ayının 12′si… Böyle bir pazartesi gününde mübarek gözlerini dünyaya açmışlardı. Bu gün de, Resûl-i Kibriya Efendimizin bir ara hastalığı hafifleyip kendine geldi. Bu hafifliği hisseder etmez atağından kalktı. Hazırlık-larını yaparak Mescid-i Şerife teşrif etti. O sırada Ashab-ı Kiram saf bağlayıp Hz. Ebû Bekir’in arkasında sabah namazı kılıyordu. Kâinatın Efendisi, bu nurânî manzarayı görmekle son derece sevindi, hattâ tebessüm buyurdu. Kendileri de Hz. Ebû Bekir’e
uyarak namazını eda etti. Resûl-i Ekrem Efendimizi, aralarında mütebessim bir sîma ile gören sahabîler, bütün bütün sıhhat zannıyla son derece sevindiler.

Peygamber Efendimiz, Hücre-i Saadetlerinde

Son günün sabah namazını Hz. Ebû Bekir’e uyup ashabının arasında kılarak onları sevince garkeden Fahr-i Kâinat, namazın edasından sonra yine Hücre-i Saadetine döndü. Yataklarına yattılar. Bu arada, Kumandan Hz. Üsame, son defa kendisiyle vedalaşmak üzere geldi. Resûl-i Ekrem, “Allah’ın bereketiyle artık hareket et!” buyurdu. Emri alan Kumandan Hz. Üsame b. Zeyd, doğruca ordugâha gidip mücâhidlere hareket emrini verdi. Hz. Ebû Bekir ‘in, İzin İsteyip Sünh ‘taki Evine Gidişi Pazartesi günü, Hz. Ebû Bekir de, Fahr-i Kâinat Efendimizin duru-munun bir ara iyileştiğini farketmişti. Bunun için huzura girip, “Yâ Resûlallah!., Allah’a hamdolsun! O’nun lütuf ve keremi ile sağ salim sa-baha çıktınız! Müsaade buyurursanız, Sünh’taki evime gideyim.” dedi. Resûl-i Kibriya Efendimiz, “Olur.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Sünh’taki evine gitti.”

Müslümanlara ve Ev Halkına Son Seslenişi

Son gün… Pazartesi günü…

Resûl-i Kibriya Efendimizin mübarek dillerinden şu cümleler dökülüyordu:
“Ey insanlar!.. Karanlık gece kıtaları gibi fitneler geliyordur!
“Ey insanlar!.. Siz bana karşı hiçbir şeyle delil bulamazsınız; zîra ben, ancak Allah’ın Kitabı Kur’ân’ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kıldım!
“Ey kızım Fâtıma!.. Ey halam Safıyye!.. Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz (Bana güvenmeyiniz)! Çünkü ben, sizi Allah’ın aza-bından kurtaramam!”

Peygamberimizin, Hz. Fâtıma ‘ya Söyledikleri
Hz. Fâtıma, Resûl-i Ekrem’in hayatta kalmış olan biricik kızı idi. Kâin-atın Efendisinin evlâd sevgisini kendisiyle tatmin ettiği tek evlâdı..
Hz. Fâtımatû’z-Zehra, güzel ahlâkta, yürüyüşte, oturuşta, kalkışta Peygamber Efendimize en çok benzeyen evlâdı idi. Resûl-i Ekrem, hastalığının son gününde bir ara biricik kızı, güzel ahlâk ve zarafet timsâli Hz. Fâtima’yı yanına çağırdı.
Hz. Fâtıma gelince, onu sol tarafına oturttu. Ona gizlice bir şey söyledi.
Hz. Fâtıma’yı birden bir hüzün ve keder havası kapladı. Arkasından gözyaşları boşanmaya başladı.
Peygamber Efendimiz, sonra yine bu güzide kızına gizlice bir şey daha söyledi. Bu sefer, biraz evvel gözyaşı döken Hz. Fâtıma, birden gülümseyip sevinmeye başladı. O sırada orada bulunan Hz. Âişe, daha sonra bunun sebebini sorunca, Hz. Fâtıma şu cevabı verir: “Önce bana pek yakında dünyadan ve benden ayrılacağını söyledi; bunun için ağladım! Sonra da ‘Ailem içinde en evvel bana sen kavuşa-caksın.’ deyince de sevindim!”

Son Anlar…

Rebiülevvel ayının 12′si, Pazartesi günü… Güneş, batıya doğru kayıyordu. Resûl-i Kibriya Efendimizin mübarek başlan, Hz. Âişe’nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Artık, nefes alıp vermekte güçlük çekiyordu. Dili Allah’ı zikretmekle meşguldü: “Allah’ım, beni Refik-i Âlâ’ya* ulaştır!”
duasını tekrarlıyordu. Bu esnada bile ümmetime irşadda bulunmaktan geri durmuyordu: “Elleri-nizdeki kölelerinize iyi davranınız! Namaza, namaza dikkat ve devam ediniz!” diyordu. Bu hazin manzara, orada bulunan Hz. Fâtıma’nın yüreğini âdeta dağlıyordu. Bir ara Resûl-i Kibriya Efendimizi bağrına bastı; “Vay, babamın çektiği ızdıraba!..” diyerek gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Peygamber Efendimiz, “Bugünden sonra baban hiçbir ızdı-rap çek-meyecektir.” buyurdu ve ilâve etti: “Kızım, sakın ağlama! Ben vefat et-tiğim zaman ‘İnnâ lillah ve İnnâ ileyhi raciûn.’de.”"

Hz. Cebrail ile Hz. Azrail ‘in Birlikte Gelişleri
Resûl-i Kibriya Efendimiz, bu fânî dünyada artık son dakikalarını yaşıyordu. Bu esnada, Hz. Cebrail, Hz. Azrail’le geldi. Resûl-i Kibriya Efendimiz-in hâl ve hatırını sordu; sonra, “Ölüm meleği Azrail, içeri girmek için izninizi ister!” dedi.
Resûl-i Kibriya Efendimiz müsaade edince, Hz. Azrail içeri girdi.
Efendimizin önüne oturdu.
“Yâ Resûlallah!..” dedi, “Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti. İstersen ruhunu alacağım, istersen sana bırakacağım!”
Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Cebrail’e baktı. O da, “Yâ Resûlallah, Mele-i Âlâ seni beklemektedir!” dedi. Bunun üzerine, Hâtemû’1-Enbiya Efendimiz, “Yâ Azrail, gel, memuri-yetini yerine getir.” diye buyurdu.” Peygamberimizin, Rabbine Kavuşması Mübarek başlan Hz. Âişe’nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübarek yüzüne sürdü. Mübarek dudaklarından “Lâ ilahe İllallah.” cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. “Allah’ım, Refık-i Âlâ!..” cümlesini tekrarlaya tekrarlaya 63 yaşında iken mübarek ruhu Refık-i Âlâ’ya yükseldi.

Peygamber Efendimizin Çocukluğu da gençliği gibi kutsal geçmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) doğar doğmaz birçok harika olaylar meydana gelmiştir.

Kabe içerisine olan putlar yüz üstü yere düşmüş, ateşe tapanların ateşleri sönmüştü. Mekke halkı yeni doğan çocuklarını Arapçası çok güzel olan seçkin aşiretlerden bir sütanneye verirlerdi. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’de Saadoğulları kabilesinden Halime Hatun’a verildi.

Halime Hatun, koyunlarının sütündeki artışın ve hanelerin deki bereketin Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in yüzü suyu hürmetine olduğunu hissetmişti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in annesi Hazreti Âmine Ebva denilen yerde henüz yirmi yaşında iken vefat etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) henüz altı yaşlarında iken annesini de kaybederek yetimliğiyle beraber öksüz’de kalmış oldu.

Ümmü Eymen adındaki dadısı kendisini alarak Mekke’ye getirdi ve dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti. Bundan iki sene, sonra da Abdülmuttalib vefat edince,  Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) amcası Ebû Tâlib’in yanında kalmaya başladı.

Ebû Tâlib, kardeşinin oğlu Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’i çok sever ve çok fazla korurdu. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) 12 yaşlarında iken ticaret için yola çıktılar. Busra denilen yere kadar gittiler, alışverişlerini bitirip birkaç gün sonra geri döndüler.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’e Kureyş kabilesi arasında kendisine ‘Güvenilir Muhammed’ manasında ‘ Muhammedü’l-Emîn’ deniliyordu.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) henüz yirmi beş yaşlarında idi. O sıralarda Hazreti Hatice validemiz de 40 yaşlarını geçmiş bulunuyordu. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Hazreti Hatice validemiz’le evlenmiş, o mübarek annemizi ilk eşi olmak şerefine kavuşturmuştur.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Hz. Hatice validemiz’den ilk önce Kasım adındaki mübarek oğlu dünyaya gelmiş, bundan dolayı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’e künye olarak Ebû’l- Kâsım (Kâsım’ın babası) denilmiştir. Bundan sonra da Abdullah adındaki muhterem oğlu ile;Zeyneb,Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fâtımatüz Zehra adlarındaki mübarek kızları dünyaya gelmişlerdir. Kasım, İbrahim ve Abdullah Hazretleri henüz çocukken vefat etmişlerdir.

Peygamber Efendimizin Torunları 

Emame Bint-i Ebi’l As (r.a.)
Zeynep Bint-i Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)Âtike Binti Zeyd (r.a)
Cemile Binti Sabit (r.a)
Dürre Bint-i Ebi Leheb (r.a)
Erva Binti Abdülmüttalib (r.a)
Esma Bint-i Umeys (r.a)
Esma Binti Yezid (r.a.)
Fatima Bin Esed (r.a.)
Fatime- Bint-i Hattab (r.a)
Fatime Bint-i Kays (r.a.)
Hâlime Hatun (r.a)
Hind Binti Amr (r.a)
Hamne Binti Cahş (r.a)
Havle Binti Hakim (r.a)
Havle Binti Kays (r.a)
Havle Binti Salebe (r.a)
Hind Binti Utbe (r.a)
Hünsa Amr İbni eş-Şerid (r.a)
Leyla bint-i Ebi Hasme (r.a)
Rubeyyi Binti Muavviz (r.a)
Safiyye Binti Abdülmuttalib (r.a)
Sümeyye Binti Habbat (r.a)
Sümeyra Binti Kays (r.a)
Şeyma Binti Hâris (r.a)
Tümadır Binti Amr (r.a)
Ümmü Atıyye (r.a.)
Ümmü Eymen (r.a)
Ümmü Fadl (r.a)
Ümmü Hâni (r.a)
Ümmü Haram (r.a)
Ümmü Şerik (r.a)
Ümmü Gülsüm Binti Ukbe (r.a)
Ümmü Hakim Binti Haris (r.a)
Ümmü Mabed (r.a)
Ümmü Râfi Selmâ (r.a)
Ümmü Ruman (r.a)
Ümmü Süleym (r.a)
Ümm-i Ümare (r.a.)
Ümm-ül Hayr Bint-i Sahr (r.a)
Ümmü Varaka (r.a)
Zinnire (r.a)

Peygamber Efendimizin Gençliği

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) gençlik dönemi, doğduğu şehir olan Mekke’de geçmiştir. O dönemde gençler için normal karşılanan pek çok kötü adet ve işlerden uzak durmuştur.

Cahiliye döneminde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca “Eşhür-i hurum” denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa buna “Ficar Savaşı” denirdi.

Kureyş kabilesi ile Hevazin kabilesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış ve dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devam ettiği için “Ficar Savaşı” denildi.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) yirmi yaşlarında iken, kabilesi savaşa girdiği için kendisi de katılmak zorunda kaldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sadece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.

Bütün Mekkeliler gibi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’de amcasıyla birlikte ticaret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticaret hayatında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke’liler O’na “el-Emin” diyorlardı. Onun bu yüksek ahlakını öğrenen Kureyş’in zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermaye vererek ticaret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) ile Hatice arasında ticaret ortaklığı başlamış oldu.

1111cy3

 

Peygamber Efendimizin Soyu

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) daima Barış istiyordu.

Münafıkların ve müşriklerin, sinsi düşmanlığına rağmen, Resulullah efendimiz hep barış, yoluna gidiyordu. Savaş istemiyordu. Fakat müşrikler düşmanlıkta ısrarlıydılar. Bunun için, Eshab-ı kiramdan bazıları, artık düşmana açıkça karşı çıkmayı arzu ediyor ve; “Ya Rabbi! Bizim için, senin yolunda, şu müşriklerle mücadele etmekten daha kıymetli bir şey yoktur. Bu Kureyşli müşrikler ki, Habibinin Peygamberliğini yalanladılar ve Mekke’den çıkmaya mecbur ettiler. Allahım! Bunlarla savaş yapmamıza
müsaade et!..” diye dua ediyorlardı.

Resullulah efendimiz ise, bu yolda Allahü teâlânın emrini bekliyor, ne buyurulursa ona göre hareket ediyordu. Nihayet beklenen izin çıktı. Cebrail aleyhisselamın getirdiği vahiyde şöyle buyuruluyordu: “Size karşı harp açanlarla, siz de Allahü teâlânın yolunda çarpışın. Fakat haddi tecavüz edip, aşırı gitmeyin. Muhakkak ki, Allahü teâlâ aşırı gidenleri sevmez. Onlar sizi (Mekke’den) çıkardıkları gibi, siz de onları çıkarın. Onların şirk fitneleri, adam öldürmekten daha kötüdür. Onlar Mescid-i Haram’da sizinle çarpışmadıkça, siz de orada, kendileriyle harp etmeyin. Fakat, onlar sizi orada öldürürlerse, siz de onları orada öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. Eğer onlar, Allahü teâlâyı inkardan ve muharebeden vazgeçerlerse, (siz de bırakın. Zira) muhakkak ki, Allahü teâlâ pek çok mağfiret ve merhamet edicidir.” (Bekara suresi: 190-192)

Daha sonra gönderilen bir ayet-i kerimede de buyuruldu ki:
“Şirk fitnesinden eser kalmayıncaya ve din de yalnız Allahü teâlânın oluncaya (yalnız Allahü teâlâya ibadet edilinceye) kadar, o müşriklerle harp edin. (Şirkten) vaz geçerlerse, (onlara zulüm yoktur.) Artık düşmanlık (ceza) ancak zalimler üzerinedir.” (Bekara suresi: 193) Fahr-i Kâinat efendimiz, Medine’nin asayişini korumak, düşmanların durumunu kontrol etmek için seriyyeler yani küçük askeri birlikler tertipledi. Medine’de nöbet tutma usulünü koyarak gerekli emniyet tedbiri aldı. Müşrikleri, ticari ve iktisadi yönden zayıf düşürmek ve yola getirmek lazımdı. Bunun için Suriye ticaret yollarını kesmeleri icabediyordu. Bu sırada, bir müşrik kervanının Medine yakınlarından geçmekte olduğu işitildi.

Sevgili Peygamberimiz, derhal sefer hazırlığı yapılmasını emredip, otuz süvarinin başına hazret-i Hamza’yı kumandan tayin etti. Kendisine, Allahü teâlâdan korkmayı, emri altında bulunanlara iyi davranmayı tavsiye buyurduktan sonra; “Allahü teâlânın yolunda, Allahü teâlânın ismini anarak gazaya çıkınız! Allahü teâlâyı tanımayanlarla çarpışınız…” buyurdular. Hazret-i Hamza’ya, beyaz bir bayrak vererek uğurladılar. Hazret-i Hamza, emrindeki birlikte üç yüz süvarinin koruduğu müşrik kervanına doğru harekete geçti. Kervanla, Sif-ül-Bahr denilen yerde karşılaşıldı. O sırada orada bulunan iki tarafın da müttefiki olan Mecdi bin Amr, Müslümanların sayıca az olduğunu göz önüne alıp yenilebiliceklerini düşündü. Müslüman devletinin ilelebet devamını umarak iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi. Sonra, hazret-i Hamza ve arkadaşları Medine’ye geri döndüler. Durum, Peygamber efendimize arz
edilince, memnuniyetini bildirerek; “İyi ve doğru bir iş yapılmıştır” buyurdular.

Peygamber Efendimizin Katıldığı Savaşlar

Sifülbahr seriyyesi (623-Ramazan ayı) 
Hz. Hamza’nın kumandasında yapıldı.

Rabiğ seriyyesi ( 623-Şevval ayı)
Ubeyde b. Haris’in komutasındaki bir süvari birliği tarafından gerçekleştirildi.

Benu Damra /Vaddan gazvesi (623-Şevval ayı)
Saldırmazlık antlaşması yapıldı.

Harrâr seriyyesi (623-Zilkade ayı)
Sa’d b. Ebu Vakkâs başkanlığında düzenlendi.

(623-Safer ayı )Ebva gazvesi
Ebva köyüne yapıldı. Hicretin ikinci yılında Hz Muhammed’in bizzat komutan olarak katıldığı gazvedir.

(623 Rebiül-evvel ayı ) Buvat gazvesi 
Bir Kureyş kervanının önünü kesmek için yapılmıştı

Batn-ı Nahle seriyyesi (624- Receb ayı) 
Abdullah b. Cahş komutasında yapıldı.

624 Bedir Gazvesi
Mekkeli Müşriklere karşı yapıldı. Müslümanların Kesin zaferiyle sonuçlandı.

625 Uhud Gazvesi
Mekkeli Müşriklere karşı yapıldı. Savaş kaybedildi.

625 Beni Nadir ve Beni Kurayza Gazveleri
Medineli Yahudi kavimlerle Müslüman Kavimler arasında yapılan savaşlardır.

626 Dümetül Cendel ve 627 Beni Müstalik Gazveleri
Bazı Şam arab kabilelerine karşı yapıldı.

627 Hendek Gazvesi
Mekkeli Müşriklere karşı yapıldı.Müşrikelr geri çekilmek zorunda kaldı.

Hevazin kabilesi seriyyesi 628
Ömer b. Hattab komutasında gerçekleşen bir sefer.

628 Hayber Gazvesi
Hendek savaşında müşriklerin tarafında olan yahudilere karşı yapıldı.Hayber Kalesi ele geçirildi.

629 Mute Seriyyesi
Romalı Hıristiyanlar, Gassanili Müşriklere karşı yapıldı. Savaş kaybedildi.

630 (Hicri 8)Mekke’nin Fethi
Kekkeli Müşriklere karşı yapıldı.Mekke Müslümanlarca fethedildi.

630 (Hicri 8)Huneyn Gazvesi
Taifli müşriklere karşı yapıldı.Taifliler geri çekildi.

630 (Hicri 9)Taif Gazvesi
Taifli müşriklere karşı yapıldı.Taif kuşatıldı. Sonuç alınamayınca kuşatma kaldırıldı. Bir yıl sonra Taif müslüman oldu.

630 (Hicri 9) Tebük Gazvesi
Romalılara karşı yapıldı. Romalılar Savaş meydanına çıkmadılar.

 

Peygamber Efendimizin 40 Hadisi

İlmin afeti unutmaktır.

Temizlik imanın yarısıdır.

(Deveyi) bağla ve tevekkül et.

Oruç tutun, sıhhat bulun.

Namaz dinin direğidir.

Helal peşinde koşmak cihaddır.

Güzel söz sadakadır.

Cennet kılıçların gölgesi altındadır.

Meclislerdeki sözler emanettir.

Hayra vesile olan yapan gibidir.

Cennet cömertler yurdudur.

Oruç sabrın yarısıdır.

Sabır imanın yarısıdır.

Tebessüm etmek sadakadır.

Sabır, başarının anahtarıdır.

Sabır, musibetin ilk anındakidir.

İbadetin efdali devamlı olanıdır.

Kur’an, sırf devadır.

Dilini tutan kurtuldu.

Hikmetin başı Allah korkusudur.

Vaad edilen verilmelidir.

Dua müminin silahıdır.

Müsamaha et ki sende göresin.

Namaz müminin nurudur.

Pişmanlık tövbedir.

Mescid, takva sahiplerinin evidir.

Din nasihattir.

Dua ibadettir.

Cuma fakirlerin haccıdır.

Güzel soru, ilmin yarıdır.

Önce selam, sonra kelam.

Öfkelendiğinde sus.

Çok gülmek kalbi öldürür.

Oruç kalkandır.

Sabah uykusu, rızka engeldir.

İçki, kötülüklerin anasıdır.

Gözlerin zinası bakmaktır.

Kanaat bitmez bir sermayedir.

Hayâ(utanma duygusu) imandandır.

Kişi, arkadaşının dini üzeredir.

Peygamber Efendimizin Annesi ve Peygamber Efendimizin Annesinin vefatları

Sevgili Peygamberimizin, üç-beş yaşlarında bile hususi bir hali vardı. Tekbir getiriyor ve Allah’a hamd ediyordu. Esrarlı bir ciddiyet, ağır başlılık diğer çocuklardan ayırıyordu O’nu. Akranı olan çocuklar oyun oynar, fakat O, aralarına katılmazdı. Bir kenara oturur, onları gülümseyerek seyrederdi. Altı yaşında iken, annesi, Ümmü Eymen adındaki cariye ile birlikte, akrabalarını ve babası Abdullah’ın mezarını ziyaret etmek için Medine’ye gittiler.

Burada, bir ay kaldılar. Peygamber efendimiz Medine’de Neccaroğulları’na ait havuzda yüzmeyi öğrendi. Bu sırada bir Yahudi alimi O’ndaki nübüvvet alametlerini görünce, “acaba O Peygamber bu çocuk mu?” endişesi düştü içine. Ertesi gün efendimizin yalnız bir anını kollayarak yanına sokulup yavaşça sordu:
- Senin adın ne?
- Ahmed…
Tahmininin doğru olduğunu bu cevabı alınca anladı. Dayanamayıp haykırdı:
- Bu ümmetin peygamberi işte burada!!! Sanki şuurunu kaybetmişti.
Oradaki Yahudi alimlerinden bazıları da, O’ndaki peygamberlik alametini görmüşler, peygamber olacağını aralarında konuşup anlatmışlardı. Onların bu sözlerini duyan Ümmü Eymen, durumu hazret-i Amine validemize haber verince, mübarek anneleri bir zarar gelmesinden çekinerek, O’nu alıp Mekke’ye dönmek üzere yola çıktı. Ebva denilen yere geldiklerinde, hazret-i Amine validemiz hastalandı. Hastalığı artıp sık sık kendinden geçiyordu. Şefkat ve merhamet dolu gözlerini kâinatın özü, mukaddes oğlunun nur merkezi güzel yüzüne bakıyor ondan hiç ayırmıyordu…

Mukaddes evlad, ruhunu teslim etmek ve kendisini iki taraflı öksüz bırakmak üzere bulunan Amine Hatun’un başına telaş ve ıstırapla dolanırken, aziz anne, yaşlı gözleri ile başında duran sevgili oğluna bakarak şu sözleri söyledi:
“Allahü teâlâ seni, mübarek eylesin. Rüyama göre, sen celal ve bol ikram sahibi olan Allahü teâlâ tarafından, Âdemoğullarına helal ve haramı bildirmek üzere gönderilen peygambersin. Cenab-ı Hak seni, milletlerle birlikte sürüp gelen putlardan ve putperestlikten muhafaza edip koruyacaktır”

Sonra şu beytleri söyledi:
Eskir yeni olan, ölür yaşayan
Tükenir çok olan, var mı genç kalan.
Ben de öleceğim, tek farkım şudur:
Seni ben doğurdum, şerefim budur.
Geride bıraktım hayırlı evlad,
Gözümü kapadım, içim pek rahat.
Benim namım kalır daim dillerde,
Senin sevgin yaşar hep gönüllerde.
Şiir bitince nur anne, ruhunu teslim etti. Amine validemiz vefat ettiğinde yirmi yaşında idi. Şimdi de anneden öksüz kalıyordu Sevgili peygamberimiz…
Ümmü Eymen, Âlemlerin efendisini yanına alıp, birkaç gün süren yolculuktan sonra Mekke’ye getirip dedesi Abdülmuttalib’in yanına bıraktı.

Toplam 9 sayfa, 4. sayfa gösteriliyor.« İlk...23456...Son »